Şeyh Galip Hakkında Kısa Bilgi
Tarih: 24 Temmuz 2014 Yorum: 0

şeyh galipŞEYH GALİP: 1757 de İs­tanbul’da doğdu. 3 Ocak 1799′da yine İstanbul’da öl­dü. Ünlü ve çok usta bir di­van şairidir. Tasavvuf! ko­nularda şiirler yazdı. Kon­ya’ya gidip Mevlâna dergâ­hına kapandı, sonra Yeni-kapı Mevlevîhanesine gele­rek çilesini tamamladı. Pa­dişah III. Selim onu Galata Şeyhi tayin etti. Yedi buçuk vıl sonra burada Öldü.

Koca Yusuf Paşa 2. Sadrazamlığı 3. Selim Sultan Dönemi
Tarih: 24 Temmuz 2014 Yorum: 0

sultan 3. selimOsmanlı Devletinde adam kıtlığı de­vam ediyordu. Daha önce de belirttiği­miz gibi, kabiliyetli insanlar fazla ye­tişmiyordu. Bu yüzden bir sadrazam değişikliği gerektiğinde Padişah, önce azlettiği Koca Yusuf Paşadan başkası­nı bulamadı. Sadrazamlık mührünü ikinci defa Koca Yusuf Paşaya verdi. Şerif Hasan Paşayı da idam ettirdi (15 Şubat 1791).

Şerif Hasan Paşanın idamına sebep olarak dikbaşlılığı gösterilir. Hem ba­şaramıyor, ordu içinde söz geçiremi­yor, hem de başarısızlıkların günahını Padişaha yüklüyordu. Yazdığı mek­tuplar bir padişaha değil, sıradan bir insana bile ağır gelirdi.

“Buna bile razıyız’ diyordu Padi­şah, “ama sadrazam olacak adam, bize mektup yazmakla harcadığı zama­nı, ordusunu düzene sokmakla değer-lendirse ya…

Gerçekten de Sadrazamın ordu için­de sözü geçmiyordu. Ordu neredeyse başıboş hale gelmişti. Düzenden eser kalmamış, disiplin çözülmüş, anarşi ve keyfîlik baş göstermişti. Kilya ile İs­mail kalesi de bu yüzden kaybedilmiş­ti. Aslında bağışlamayı bilen ve affet­meyi çok seven III. Selim, devlete kar­şı işlenmiş suçu bağışlamadı. Zaten hep söylerdi:

“Cenab-ı Hak yüreğimizi bilir. Şahsı­mıza karşı işlenmiş suçları affetmeye daima hazırız, ama dinimize, devleti­mize karşı suç işlenirse bunu affetmek elimizde değildir, hemen suçlunun ba­şını keser, yerine adam buluruz, her­kes yaptığının sonucuna katlanır.”

Yerköy Kalesi Zaferi Sultan 3. Selim Padişah Dönemi
Tarih: 24 Temmuz 2014 Yorum: 0

sultan 3. selimPrens de Cobourg komutasındaki Avusturya ordusu Yerköy kalesini sar­mıştı. Ramazan ayıydı. Kalede herkes oruç tutuyordu. Yiyecek boldu. Ama hayvanlar için ot bulunamıyordu. Ot­laklar Avusturyalıların işgalinde bulu­nuyordu.

Bir gün cesur bir asker ot getireceğini söyleyerek öküz arabalarıyla kaleden çıktı. Avustralyalılara başvurup izin istedi.

“Sizin işiniz insanlarla. Hayvanları aç bırakmak mertliğe sığmaz. İzin ve­riniz, bir miktar ot yolup kaledeki za­vallı hayvanlara götüreyim.”

Avusturyalı bir komutan izin verdi. Asker ot yolup arabaları yüklemeye başlayınca, bazı Avusturyalf askerler etrafını sardılar. Alay etmeye başladı­lar. Hattâ sövüp saydılar. Osmanlı as­keri dişlerini gıcırdatmakla birlikte sabretti. Bir mesele çıksın istemiyor­du. Ama Avusturyalıların niyeti mutla­ka bir mesele çıkarmaktı.

Hakaretleri­ne karşılık alamayınca kudurdular. Askerimize saldırıp alçakça şehit ettiler. Kesik başını da Yerköy kalesinin önüne getirdiler, bir süngüye geçirip, “Hepinizin kellesini süngülerimize ge­çireceğiz, alçak Türkler!” diye bağırıp çağırmaya başladılar. Daha da ileri gi­derek Padişaha ve Peygamber Efendi­mize dil uzattılar. Kaledekilerin sabır teli koptu, sabırtaşı çatladı. Kale mu­hafızını zorladılar:

“Keferenin hakaretlerini daha fazla dinleyemeyiz, daha düne kadar padi­şahlarımızın ayaklarına kapananlar bugün aslan kesilir. Billahi küffara haddi bildirilmeden dağılmayız.”

Komutan da sabır taşını çatlatmıştı. Avusturyalılara unutamayacakları bir ders vermenin tam sıracıydı.

“Pekâlâ,” dedi, ‘herkes hazırlansın, Hûda aşkı için çengimiz [savaşımız] vardır. Peygamber Efendimize ve halife-i ruy-i zemine [padişaha] dil uzattırmazız.”

Dalgalar halinde kaleden çıkış başla­dı. Düşman böyle bir karşılık beklemi­yordu. Din ve devlet aşkıyla tutuşan yürekler Avusturyalıların üstüne kor gibi düştü, düştüğü yeri yaktı, kavur­du. Kanlı bir boğuşma oldu. Avustur­yalılardan beş bin asker öldü. Sonunda dayanamayacaklarını anlayıp selâme­ti kaçmakta buldular. 50 toplarıyla er­zakları kaledekilerin eline geçti (8 Ha­ziran 1790).

Haber istanbul’a ulaştığı zaman büyük şenlikler yapıldı. Ama bu da uzun sürmeyecek, düşmanın önce Kil-ya’ya (30 Ekim 1790), ardından İsmail kalesine girmesiyle (22 Aralık 1790) ge­len acı, zafer sevincini gölgeleyecekti.

Sultan 3. Selim Padişah Tahta Geçince İlk Günleri
Tarih: 24 Temmuz 2014 Yorum: 0

sultan 3. selimSultan 3. Selim padişah olduğu zaman tahta geçtiğinde ilk günlerini nasıl geçirdi ? Kaç yaşında padişah oldu gibi bilgileri buradan bulabilirsiniz.

Sultan III. Selim, Osmanlı tahtına geçtiği zaman 28 yaşındaydı. Diğer ba­zı şehzadeler gibi günlerini kapalı ka­pılar arkasında geçirmemişti. Sultan I. Abdülhamid bunun acısını hayatı boyunca hissettiği için, bu yola baş vur­mamış, şehzadelerin halkla temasını yasaklamamıştı. Bu bakımdan serbest yetişti.

Devletin giderek küçüldüğünü, eski halini kaybettiğini görüyor, yeniden di­riltmek için çareler düşünüyordu. Bu sırada Fransızlar atağa kalkmışlardı. Dün Osmanlı Devletine boyun büken Fransa, Avrupa’nın lideri olma yolun­daydı. Bu olay, Sultan III. Selim’i, Fransa’yı dikkatle incelemeye yönelt­ti. Bazı Fransız devlet adamlarıyla mektuplaştı. Hattâ bunların arasında Fransa kralının da bulunduğu bazı ta­rihlerde yazılıdır.

Osmanlı Devleti zor günler geçiri­yordu. Şartlar fazlasıyla çetindi. Rus­larla savaş halindeydik ve işler pek iyi gitmiyordu. Tahta geçişin dördüncü ayında ilk felâket haberiyle sarsıldı. Yaş bölgesindeki Rus ordusuna karşı 25 bin kişilik bir kuvvetle gönderilen Serasker (Savunma Bakanı) Keman­keş Mustafa Paşaya Arnavut birlikleri ihanet etmiş, Avusturya ordusu da ar­kadan bastırınca Kemankeş Mustafa Paşanın kuvvetleri bozulmuştu. Ve ta­rihimizde “Fokşan bozgunu” adıyla anılan yenilgi baş göstermişti (1 Ağus­tos 1789). Bunun sonucu olarak Akker-man ile Bender kalesi elimizden çık­mış, düşman Bükreş’e girmişti. Padi­şah üzgündü. Çaresiz hissediyordu kendisini.

Bereket versin, Cezayirli Hasan Paşa, 23 Eylül 1789′da İsmail kalesine yürüyen düşmanı perişan edip bozgunun intikamını aldı ve ancak bu haberle Padişah biraz olsun rahatladı.

Ne yazık ki, hemen sonra Avusturya­lı komutan Laudon’un Belgrad’ı işgal ettiği haberi geldi (8 Ekim 1789).

Padişah, Ruslar karşısnida pek bir başarı gösteremeyen Koca Yusuf Paşayı önceleri makamında tutmuş ise de, iki ay kadar sonra uzaklaştırmış, yerine Meyyit Hasan Paşayı getirmişti (7 Haziran 1789). Fokşan ve Boze bozgunları sebebiyle onu da azletmek zorunda kaldı. Başarıdan başarıya koşan

Cezayirli Hasan Paşayı sadrazamlığa getirdi (3 Aralık 1789). Fakat büyük gazi çok yaşlıydı. Şerefle, şanla dolu hayatı bir süre sonra noktalandı (30 Mart 1790). Boşalan Sadrazamlık makamına bu sefer Şerif Hasan Paşa tayin edildi.

Sultan 3. Selim Padişah Tahta Geçişi Hakkında Bilgi
Tarih: 24 Temmuz 2014 Yorum: 0

sultan 3. selimTopkapı Sarayı inliyordu…

Acıla­rın en zorlusuna çarpılmış, sev­gili padişahını kaybetmişti. Rusların, işgal ettikleri yerlerde Müslüman hal­ka yaptıkları zulmü duyan padişah I. Abdülhamid, bu acıya dayanamaya­rak ölmüştü. Hasbahçe’de baharın müjdesini veren kuşlar suskundu. Ama devlet işleri beklemezdi. Saltanat nö­beti kime geldiyse tahta geçmeli, dev­let gemisi yeni kaptanının emrinde yü-rümeliydi. Ve nöbet Şehzade Selim’indi, Darüssaâde Ağası İdris Ağa, hıçkırı­ğını tuta tuta sarayın harem kısmına geçti. Şehzade Selim’in oturduğu dai­reye gitti. Müsaade aldıktan sonra içe­ri girdi. Şehzade Selim ayakta, pence­re kenarındaydı. Güneşin ilk ışıklarını seyrediyordu. Namazını kılmış, henüz kılığını değiştirmemişti. Başında püs­küllü bir takke, sırtında uzun, beyaz bir gecelik vardı. Sabah sabah Darüs­saâde Ağasını karşısında görünce du­rakladı:

“Hayırdır Ağa,” dedi.

Darüssaâde Ağası, acılarla sevinçle­rin ürperdiği noktada dize gelip, devlet gemisinin yeni kaptanını hürmetle se­lâmladıktan sonra, gözleri yerde, ko­nuşmaya başladı:

“Hayırda daim olun Padişahım. Sal­tanat nöbeti size geldi. Amcanız Hak­kın rahmetine kavuştu. Buyurunuz, ev­velâ cennetmekân amcanızın mübarek nâşını (ölüsünü )ziyaret ediniz, sonra da Hırka-i Şerif dairesine gideriz, dev-letlüler sizi bekler.”

Yeni padişahın gözlerinde yaşlar parladı:

“Ne inanılmaz şey, demek padişah-ı âlem vefat etti, halife-i ruy-i zemin öl­dü, ne inanılmaz şey.”

“Cenab-ı Mevlâ sizin ömrünüzü uzun etsin Padişahım. Bundan sonra bekle­mek caiz değildir. Buyurunuz.”

Sultan Selim, alelacele giyindi. Bit­kindi. Adımlarını sürüyerek yürüyor­du. Amcasının ölümüne çok üzüldüğü ve bu yüzden padişahlığına bile sevine-mediği her halinden belli oluyordu. İd-ris Ağa koluna girdi. Birlikte Çaşırlık Kasrına gittiler. Eski padişahın cena­zesi yere uzatılmış, üstü âyetler yazılı yeşil bir örtüyle örtülmüştü. DEVAMINI OKU »

Sayfalar1234567..Son Sayfa



2010-2014 Benimyazim.Com Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "yer sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz "uyar ve kaldır" prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, [benimyazimcom@gmail.com] adresinden bize ulaşabilirler. Bizle iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç bir hafta (7 gün) Gün içerisinde gerekli işlemler yapılacaktır.
Sitemap - Gizlilik Politikası- İletişim


© Tüm Hakları Saklıdır - Kaynak belirtmeden alıntı yapılamaz!